Barbie: Özgüven mi kırıyor, ilham mı veriyor?

Son günlerde her yer pembeye boyanıyor. Giyim markaları pembe koleksiyonlar çıkarıyor. Google’a Barbie yazdığınızda pembe bir arama motoru sayfasıyla karşılaşıyorsunuz. Bunun nedeni aylardır pazarlanan, başrollerini Margot Robbie ile Ryan Gosling’in paylaştığı ve Greta Gerwig tarafından yönetilen Barbie filmi.

Bu hafta vizyona giren film, Barbie bebeğe dayanan ilk canlı aksiyon filmi.

Tüketim toplumunun ve kapitalizmin sembollerinden biri haline gelen Barbie bugün 64 yaşında.

Barbie’yle büyümüş, “istediğin her şeyi olabilirsin” mottosundan ilham almış, filmle nostaljik bağ kuran hayranlar var.

Ancak Barbie, serüveninin uzun bir kısmında idealize edilen ve gerçekçi olmayan beden ölçüleri, tüketime özendiren lüks ev, araba ve kıyafetleri, cinsiyet ve etnik köken çeşitliliği konularında eleştiriler aldı. Akademik araştırmalarla bazı çocuklarda yeme bozukluğu, ruhsal ve fiziksel problemler ortaya çıkardığı ortaya koyuldu.

Barbie’nin sahibi ABD’li Mattel şirketi bu eleştirileri çoğu zaman dikkate alarak bebek üzerinde değişiklikler yaptı. Değişik ten renklerinde, saç tiplerinde, farklı bedenlerde, cinsiyet gözetmeyen Barbieler piyasaya sürüldü. Tekerlekli sandalyeli, Down sendromlu, duyma cihazlı Barbieler onları izledi. Feminist temalı ve ilham veren hikâyeleri olan kadınların Barbieleri yapıldı.

Filmde mükemmel Barbie dünyasında yaşayan, her ırktan Barbie var. Ancak Margot Robbie’nin canlandırdığı sarışın, mavi gözlü, muntazam vücutlu “klasik” Barbie, bir varoluşsal sorgulama yaşıyor ve gerçek dünyaya bir yolculuğa çıkıyor.

Mattel bugün dakikada 100’den fazla bebek satıldığını yazıyor ancak yine de Barbie’nin satışları 1990’ların sonundaki başarılı dönemi yakalayamıyor.

Pazarlamasına da neredeyse yapımı kadar özen gösterilen ve para harcanan, Barbie bebek satışlarını da etkilemesi beklenen bu film ve etkinlikler genellikle yetişkinlere yönelik.

Bloomberg’ten Kelly Gilblom, bunun Barbie’nin “iyi” olduğunu tekrar düşündüreceğini, iyi hissettireceğini ve yetişkinlerin çocuklarına almaktan çekinmemelerini sağlayacağını vurguluyor.

Barbie’nin 64 yılı

Adı Barbara Millicent Roberts.

İlk kez 9 Mart 1959’da siyah beyaz desenli mayosu, sarı ve atkuyruğu şeklinde toplanmış saçlarıyla dünyaya tanıtıldı Barbie.

ABD’de, yetişkin vücuduna sahip ilk oyuncak bebekti.

Eşiyle birlikte Mattel oyuncak şirketini kuran Ruth Handler’ın yarattığı Barbie’ye ilham veren, kızları Barbara’nın yetişkin kadın şeklindeki kağıt bebeklerle oynamasıydı.

Görünüşünü ise Alman çizgi roman karakteri olan Bild Lilli’ye borçluydu. Lilli bebekleri önceleri erkeklere yönelik espri amaçlı satılırken çocuklar arasında son derece popüler olmuştu. Mattel, Lilli’nin haklarını satın aldı ve Ruth kendi bebeğini yarattı.

Piyasaya sürüldüğü ilk yıl 300 bin sattı. Fiyatı 3 dolardı.

Barbie’den birkaç yıl sonra Mattel bu kez erkek arkadaşı Ken’i piyasaya sürdü. Handler’in diğer çocuğunun adı Kenneth’di.

Zamanla ünlülerin Barbie versiyonları üretilmeye başlandı, moda tasarımcıları Barbieler tasarladı.

Andy Warhol, William Wegman ve David Levinthal’ınkiler dahil olmak üzere birçok sanat eserine ilham kaynağı oldu.

“Barbie’nin çeşitliliği yetersiz”

Barbie’nin rengi pembe değildi. Bugün Pantone kodu bulunan “Barbie pembesi” ancak 70’lerden sonra bebekle özdeşleşti.

1980’lerde zengin, popüler, güzel genç kadın filmleriyle başladığı düşünülen, 2022’de ise moda stili olarak patlayan koyu pembe odaklı “Barbiecore”, moda dünyasında Barbie’nin -yıllardır tasarımcılara ve sanatçılara ilham kaynağı olduğu bilinse de- hâlâ gündemde olduğunu hatırlattı.

Kısa sürede bu hareket feminist güçlenmeyi ve Barbie’nin farklı cinsiyet, renk, inançlarla büyüyen çeşitliliğini kutlayan bir moda ve sosyal medya trendi haline geldi.

Barbie’nin siyahi arkadaşı üretilse de kendisi siyahi olan Barbie’nin piyasaya sürülmesi 1980’i bulacaktı.

Bugünse dört farklı bedende, yedi ten renginde, 22 farklı göz rengi ve 24 saç stiliyle kullanıcılarına ulaşıyor.

Ancak Barbie’nin “çeşitliliği” hâlâ tartışma konusu.

BBC Türkçe‘ye konuşan, beden algısı üzerine çalışan Rutgers Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Dr. Charlotte Markey “Bu farklı beden, şekil ve ten renklerindeki bebekler ‘o kadar da’ çeşitli değil. Gerçek insan çeşitliliğine yaklaşamaz bile ve çoğu gerçek kadın bedeninden çok daha zayıf,” diyor. Mattel’in çok daha gerçekçi beden ve şekillerde, farklı çeşit kıyafetlerde Barbie üretebileceğini ekliyor.

Barbie sendromu ve ona benzeme çabası

Mattel’in 2010’larda kendi yaptırdığı pazar araştırmasına göre, anneler çocuklarına zarar verebileceğini düşündüğü Barbie’yi satın almak istemiyor.

BBC Türkçe ’ye konuşan kaygı ve travma üzerine de çalışan Uzman Psikolog Kübra Sezikli “Barbie’nin kusursuz bedeni, makyajı, her kıyafetin üzerine tam oturması, mükemmel bir görünüm sunması, çocukların kendilerine dair kusurluluk algısını başlatabiliyor,” diye konuşuyor.

Çocuğun beden algısının henüz dünyaya gelmeden başladığını, 3-4 yaşlarında daha bilinçli hale geldiğini ve dış etkilere açık olduğunu belirten Sezikli “Annemizi kendimize yapışık zannediyoruz ve o bizim tenimizi okşadığında, bizim altımızı değiştirdiğinde beden algımız başlıyor. Sevilebilir, güzel varlıklar olup olmadığımızı oradan anlıyoruz,” diyor ve ekliyor:

“Ailede çocuğun biricikliğini, özerkliğiyle varoluşunun kabul edildiğini görmesi gerekiyor”.

Sezikli, ebeveynlerdeki geçmiş deneyimlerin, travmaların da çocukların fiziksel görünümü üzerindeki baskıları etkilediğini belirtiyor.

Dr. Charlotte Markey’e göre de ebeveynlerin bedenleri ve yiyeceklerle iyi ilişki kurarak çocuklarına örnek olması gerekiyor: “Çocuklarına, görünüşlerinden çok daha fazla değer verdikleri konusunda net olmaları gerekiyor. Nasıl göründüklerinin, kaç kilo olduklarının onlar hakkındaki en önemli şey olmaya bile yaklaşamayacağını göstermeleri gerekiyor.”

Fiziksel olarak oyuncak bebeklere benzeme isteği, Barbie sendromu ya da Barbieleşme kavramıyla tanımlanıyor.

Sezikli’ye göre Barbieleşme toplumun bu zamana kadar kabul ettiği güzellik algısına denk düşüyor: “Bu devam ediyor, bırakamıyorsunuz, kusurluluk algısından çıkamıyorsunuz. Artık sıkça denk geliyoruz, danışan portföyümüzde de bu ciddi bir değişime yol açtı,” diyor.

250 mesleği olan Barbie çocuklara ilham verebilir mi?

Sezikli, evi ve ev aksesuarlarıyla Barbie’nin toplumsal cinsiyet rollerini besleyebildiğini vurguluyor. Barbie’nin genellikle dış güzellik, moda ve makyaj gibi kadın stereotip özelliklerini yansıttığı yönünde eleştiriler olduğunu da ekliyor.

Öte yandan yaratıcısı Handler’a göre, küçük kız çocukları Barbie üzerinden istedikleri her şeye dönüşebilir.

Ayrıca Barbie’nin çıktığı dönem piyasada olan oyuncaklar, çocuklara annelik rolü veren, beslenmesi ya da uyutulması gereken bebeklerdi.

Barbie ise 1950’lerdeki toplumsal cinsiyet rollerine alternatif sunuyordu. Erkeklere veya aileye karşı sorumluluklar tanımlanmamıştı. Barbie’nin annesi ya da çocuğu yoktu. Ayrıca Ken hakkında pek bir şey bilmiyoruz, bu dünyanın yıldızı Barbie.

1960’larda tüketiciler Barbie’nin çocuğu olmasını istediğinde, Mattel onu anne yapmamış, “Barbie Bebek Bakıcısı” setini piyasaya sürmüştü.

Ayrıca Barbie’nin ekonomik bağımsızlığı vardı. Pilottu, doktordu, bilgisayar mühendisiydi, ABD başkanıydı. 250’den fazla meslekte Barbie üretildi. Barbie, Neil Armstrong’dan dört yıl önce Ay’a gitmişti.

Dr. Markey ise Barbie’nin genç kızlara güçlü kadın imajı ve özgüven aşıladığını düşünmüyor: “Matel’in farklı bedenlerde Barbieler üretip ona çeşitli meslekler vermesini takdir ediyorum. Ancak dış görünüşünün verdiği mesaj, altta yatan kadın gücü mesajından daha baskın şekilde öne çıkıyor”.

Ancak oyuncakların ve medyanın bu gibi konularda çok farklı olmadığını belirten Markey, ikisinin de fiziksel görünüşe gereğinden fazla değer veren kültürel mesajın bir parçası olduğunu ifade ediyor.

Diyebiliriz ki Barbie’nin idealize edilmiş beden ölçülerinin genç kızlar üzerinde olumsuz bir beden imajı yaratma potansiyeli hâlâ tartışılıyor.

Bazılarına göre zenginlik simgesi olarak görülüyor, yoğun bir tüketim kültürünü yansıtıyor ve çocukları tüketim odaklı bir bakış açısına yönlendirebileceği öne sürülüyor.

Her ne kadar farklı etnik kökenlere sahip Barbieler piyasaya sürülse de ilk siyahi Barbie’nin 1980’lere kadar çıkmadığı unutulmadı.

Yine de Barbie filmine yoğun ilgiden de anlaşıldığı üzere hâlâ bazılarının kalbinin derinliklerinde “olumlu” bir yer tutuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx